Kafam Çok Karışık Postmodern Bunalımlar Yaşıyorum
bu yazıyı ayrı ayrı günlerde yazdım kafam zaten karışıktı bütün fikirler de birbirine çorba oldu kötü oldu yani anlayacağınız hiç memnun değilim hiiiiç
Merhaba sevgili okuyucu bugünlerde kafam oldukkkça karışık çağdaş sanatı anlamak kitabını(1000000 yılın sonunda) okudum aslında bitirmedim ama ilgimi çeken yerleri okudum. Bir noktadan sonra bu kadar yavaş okumamın sebebi de hepsini okumaya çalışmam olduğunu farkettim. Sonra da Borges'in ficciones adlı hikaye kitabını okudum. 10 numara kitap ama Borges tammm bir piç. Beni kitap boyunca oyununun içine çekiyo. bir tane hikayesinde de bunu neden yaptığını anlatıyo he. Yok neymiş efendim okuyucu da olayın bir parçasıymış onunla birlikte kitap bir bütün oluyormuş. Kuantum fiziği sanki amk gözlemci de olayın bir parçası di mi? ben de lisedeyken çift yarık deneyini öğrenmiştim(borges hiç bundan bahsetmiyo hatta şu an yazıyoken bunu farkettim ama galiba sanat bilimle paralel ilerlemiş). Neyse, gelelim ficciones kitabını neden bu kadar beğendim ve kafamı karıştırdı. Kitap boyunca edebiyatın sınırları sorgulanıyor ve edebiyata bir meydan okunuyordu. Çoğu hikayede dramatik bir örgü veya duygusal bir transfer yoktu. Ama her seferinde farklı bir anlatım tarzı ve farklı bir deneysellikle edebiyatın sınırları sorgulanıyordu. Bu yüzden kitabın her hikayesini büyük bir keyifle okudum diyemem ama hepsinde bana bir şeyler sorgulattı. Bir yandan da Borges'e sinirlendim bazen çünkü bazı hikayeler onun laboratuvarından çıkmış gibiydi. Üstümde göz göre göre deney yapılıyordu! Bunu yaparken de yalan yok iyi yaptı. nedenselliğin olmadığı(inanılmadığı), idealistlerin dünyası nasıl olurdu ve onlar şu an dünyayı ele mi geçiriyor? Sanat eseri bağlamdan ne kadar bağımsız olabilir? gibi şeyler de düşündürttü baba.
Gelelim benim postmodern bunalımlarıma. Bu yakın zamanda okuduğum iki kitabı da okurken büyük bir depresyona girdim(bu yüzden çok daha normal bir kitap okuyorum kimse de karışamaz bana) çünkü bunu düşünürken ve yaşarken farkettiğim ama okudukça daha da iyi anladığım bir anlam kaymasıyla başbaşayız. Görüyorum ki bir takım yüksek değerlere dil uzatılmış, objektif gerçeklik sorgulanır olmuş, Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kalelerine girilmiş. Bu hakikati subjektif doğrulara indirme hali güzeldir; işleri demokratikleştirir, insanlara kendilerini gerçekleştirme kapısı açar. Ammmmmaaa bu bizim gelişmemizi de kısıtlamaz mı yav? Yani Modernizmin amaçladığı o yüksek sanat idalindense artık sanatçının sadece bizim sınırlarımızı, sanatın sınırlarını ve hakikati sorgulayan bir tavrı var. ve bir yandan da doğru dünya batsın ki doğru hakikat bizim bakış açımızla şekillenen bir şey. Bu beyaz adamın kurduğu bizim de dahil olduğumuzu sandığımız lineer ilerleyiş. Doğruya yakınsama hali. Objektif factler yok. Derrida, Barthes, Fouccault Hepinizden nefret ediyorum hepinizden. Yüksek bir anlam yaratmayıp o yaratılanı da yapısöküm gibi metodlarla parçalayan boktan insanlarsınız.
Özür dilerim sayın okuyucu çok sinirlendim. Sizlere bu konuda kafamı fazlasıyla açan bir fotoğraf göstereceğim birlikte inceleyelim.
Bu shirin neshatın rebellious silence fotoğrafı. İranlı bir ablanın çektiği böyle bir fotoğraf görünce dedim ki he evet toplumsal farkındalık iran devriminde kadınlar çok kötü falan filan. Biraz inceleyip araştırdıktan sonra öğrendim ki aslında shirin hanımefendinin de bir noktada amacı beni böyle pusuya düşürmekmiş. Batılı iktidar kurumları kendi dilini oluşturarak batılı gözlemcinin(ben de batılıyım ya nolur öyle olsun) bu fotoğrafı iran rejiminin kadınları tahakkümü altına almasına eleştirel bir bakış olarak yorumlamasını sağlıyor. Ancak bu kadın rejimin içinde kendini özgür hisseden rejimin bir öznesi de olabilir. Tuttuğu tüfek de aslında rejimin bir sembolü. Bu kadın örtüsüyle kimliğini ve aidiyetini sağlıyor olabilir. Kimileri bu kadını tehdit olarak da algılayabilir. Sanatçının amaçladığı şey de zaten bunun her türlü yorumlanabileceği. İktidar kurumlarının oluşturduğu dil ve bize sunulan gerçekliği kendi perspektifimize katık ederek bir şeyleri yorumluyoruz ama hakikat çok daha farklı olabilir. Bütün bakış açılarından hem de.
Bu eserden sonra artık iyice sinirlendim çünkü shirin neshat da bana bir takım oyunlar oynuyordu. Ben İranlı hoş bir hanıma da mı güvenemeyceğim. Benim perspektifim de mi bana oyun oynuyor yani. Hakikat nerede? 3e kadar sayıcam ortaya çıkmazsa çok kötü şeyler olur.
Neyse ben de bu karışıklıkta ne üretsem ne yapsam diye düşünüyorum. Öğrendiğim bir şey var bu herifler çok okuyolar çok yazıyolar. Ben de bir süre öyle yapcam umarım. Bu da geri dönüş postum olsun. Arada da kısa hikayeler yazarım belki fiction ama belli de olmaz kafam karışık zaten dediğim gibi. Yazıyı da sonrasında editlerim belki kim bilir çünkü bu yazıdan hiç memnun değilim yazdıktan sonra utancımdan bir daha okumadım bile
Yorumlar
Yorum Gönder